Kalabalık Şehirlerin Yalnız Kadınları

İnsan, ilişkileri aracılıyla ruhsal olarak beslenir, büyür, olgunlaşır. Uygarlık tarihine kadının gelişimi açısından bakıyorum da...Neydi kırsalda kadının çilesi? Sabahtan akşama kadar karın tokluğuna çalışıp çabalayıp bir de üstüne kaba davranılmak mı? Çocukları üzerindeki emeğiyle doğru orantı var mıydı onların üzerindeki hakta?

Kalabalık Şehirlerin Yalnız Kadınları

Elinden avucundan zorla alınan yaşamını geri alıyor kadın şehirde. Madem çalışıyor, evini kurup çocuklarını da destek almadan büyütüyor o halde bir de üstüne kendisine kaba davranacak erkeği ve onun ailesini ne yapsın?

Kadının özgürleşmesinin yan etkisi, her özgürleşmede olduğu gibi - yalnızlaşmadır.

İnsanın tarihinde adına çağdaşlaşma, uygarlaşma, modernleşme dediğimiz süreçte giderek çoğalan, kalabalıklaşan şehirlerde belki de ilk kez bu kadar yalnız kadın. Üstelik eskiden olduğu gibi erkeklerin topluca savaşa, ava, coğrafi keşiflere gitmesi de söz konusu değil. İş seyehatine giden azınlık dışında erkekler de şehirlerde yalnız yaşamaktalar. Ama kalıcı bir ilişki kurma ve sürdürme kabiliyetinde azalma her iki tarafta da bariz bir şekilde görülmekte.

Bu durumun pek çok boyutu var. Nedenlerin ilk sıralarında idealize edilmiş bir ilişki tanımı bulunuyor çoğunlukla. İdeal; adı üzerinde- olmadığı kadar “güzel” bir ilişki kurma hayali. Bu soyutlama yaşamın gerçekliğinde yerini hayal kırıklıklarına ve bunlar da acılı iletişim aksamalarına yol açıyor. Böylece ayrılıklar artıyor. Daha tam olarak beraberlik yaşanamadan tanışmalar kısa buluşmalar ardından son buluyor.

En fenası kişinin kendisiyle kurduğu ilişki de bozuluyor. Kendini yetersiz hissetmek ya da bunu hissetmeyi önlemek için sürekli bir ilişki yerine kısa buluşmalarla yetinmek... Daha önce yaşanmış ilişkilerde oluşmuş hayal kırıklığı ve acılardan kendini korumaya almak ve yeniden hata yaparsam endişesi içinde geri çekilme süreci kadını giderek yalnızlığına çekiyor.

Nietzsche’nin “Dionysos Ditrambosları” kitabında söylediği gibi; “...içinde çöl barındıranın vay haline! Çöl büyür.” Yalnızlaşma azaltır yaşamı. Sonrası kendini gerçekleştiren kehanet gibi, böyle mükemmel bir ilişki olamayacağı ya da mükemmel bir ilişkinin ne olup olmayacağı ile ilgili ön yargılar da doğal ve akışında bir ilişki kurmak için gereken aktarımı engelleyerek ilişkileri kadükleştiriyor.

Yalnızlığın getirdiği avantaj sorumlulukların azalması gibi dursa da, uyumlu biri olmaktan kaçınmak için de “yalnızlık” kullanışlı bir mağara olarak hizmetimizde.

Biz kadınlar kendi iletişim gücümüzü karmaşa yaratmak için gayet iyi bir şekilde kullanmaya açığızdır da iş kendimizle karşımızdaki arasındaki bağlanma dokularını işlemek için gereken sorumluluğu üstlenmek olduğunda kaçarız... Erkeğin iletişim beceriksizi olduğu mitine, falcılara, kankalara, kuaför salonlarına, çikolataya, hatta alışverişe.

Özgür ama yalnız kadın ne yapsın?

İyi haber; neyse ki bu bir geçiş dönemi. Yalnız kalan kadın, kendi haklarını öğrenip korumayı da bildikçe kendini ve yaşamın getirdiklerini kullanmayı öğrendikçe sınırlarını koruduğu ilişkileri kurmayı da öğrenebiliyor.

İşte yaşamın en insanca kulvarına giriş de böyle gerçekleşiyor. Çünkü böylesi bir ilişkide korkular yerini özgürce paylaşımlara yol açan iletişimlere bırakıyor. İlişki destek ve dayanışmaya dönüşüyor.

İlk önce yalnız kadın kendi sınırlarının ve gücünün farkına varıyor. Kendisini nasıl ifade ediyor? Yeni tanıştığı bir erkeği tanımak için hangi adımları atıyor? Kendisini ona nasıl anlatıyor? Onu nasıl dinliyor? Aktarım dengesini nasıl gözetiyor?

Bu karşılıklı diyalog akışı, ilişkinin günlük kurulumunun sağlıklı iletişimi meselesidir. Başlangıç seviyesinde danışanlarımdan en sık duyduklarım arasında “bana bunu söylemekle acaba ne demek istedi” diye bana sormaları oluyor. Bunu o kişiden başka kim bilebilir ki? Falcılar bilemez! Astrologlar bilemez! Eş dost akraba bilemez! Danışanlarıma “neden bunu kendisine sormuyorsun?” diyorum. Onlar da bana; “ama o zaman benim hakkımda ne düşünür?” diyorlar. Bunu da yine o kişiden başkası asla bilemez. Ve adına sahici tanışma dediğimiz durum böylece yapılanabilir ancak. Ayrıca sizin hakkınızda ne düşüneceğini kontrol etmeye çalışmak yerine onunla birlikte kurduğunuz uyum alanlarını çoğaltmaya çalışmak daha doğru olmaz mı? Ve uyuşmazlığın keskin olduğu bölümler üzerine birlikte çalışmak sürdürülebilir bir ilişki adına kaçınılmaz değil midir?

Durum gayet net ve kaçınmaya neden olacak bir durum yok ortada. Her birimiz kendi kişisel özelliklerimizle biricik varlıklarız ve sevilmek için yeterli donanımlarımız vardır. Özgüven için sürekli değişen moda akımıyla her gün başka şekilde karşımıza çıkan “güzel” olmak gerekmez, sevgiyi uyumla aktarmak yeterlidir. Karşılıklı sevgiyi kurabilmek için HER AN diyaloga ihtiyacımız vardır.

Diyaloğu gerekirse başlatmak, gerekirse anlatmak ve sürdürmek “şehirli ama yalnız kadının” yeni gelişim alanıdır.